Yıl 2001,
Yeni mezun oldum okuldan ve Bursa 'da küçük bir yazılım firmasında işe başladım.
Birgün patron bana "xxx projesini makinene çek dump 'ını da al ve yükle kendi makinana" dedi. Yeni mezunum, ingilizce zaten çok çok az, dump ne demek bilmiyorum.Şimdiki gibi kaşarda değilim, şimdi olsa peki efenim deyip internettende dumpın ne olduğuna bakıp çözerim. Dump nedir diye sordum, inanmayan gözlerle bana baktı. Bir xxx çalışanının dumpı bilmemesi kadar acı bir durum olamaz babında bi sürü şey söyledi. Oysa işin tek bir acı tarafı vardı ; Ben aslında veritabanının yedeğini sql dosyası şeklinde alıp başka bir database sunucusuna yüklemeyi biliyordum, sadece bu işlemin adının dump olduğunu bilmiyordum.
Yıl 2008,
Şuan çalıştığım kurumda işe başladım, ilk ekip toplantısına katıldım. O zamanki ekip lideri ; "Sana xxx kodlu (issue) işuyu (assign) esayn ettim, oradan (check) çek edebilirsin" dedi. Tabi artık o yeni yetme çocuk yok, söyler söylemez anladım ne demek istediğini.
Şimdi söylermisiniz bana bu nasıl bir orospu çocukluğudur, nasıl bir ezikliktir, kendi dilinde konuşmanın avam olduğunu düşünen bu götverenlerle memleket nasıl bir adım daha ileriye gider. Konuşmayı geçtim ibneler vurgusunuda bir ingiliz yada amerikalı gibi yapıyor, sanırsın kaliforniya valisi puşt.
İş gereği yurtdışından abiler gelir toplantılar yaparız, doğal olarak komple ingilizce konuşulur toplantılarda ancak eleman italyansa italyan gibi, çekoslavaksa çekoslavak gibi yada russa rus gibi ingilizce konuşur. Diksiyona tonlamaya hiç dikkat etmez, kendi ana dilini nasıl tonluyorsa öyle tonlar. Bir bizde var götüne koyayım bu eziklik.
Sikko 'nun blogunda okumuştum, 1700lü yıllarda, amerikan gemilerinde Osmanlı bayrağı kullanılması izni konusunda bir anlaşma yapılmış amerika ile osmanlı arasında. Osmanlı bayrağı taşıyan gemilere korsanlar ilişmezlermiş, tırsarmış ibneler. Bu amerikanın yabancı bir dille yaptığı tek anlaşma imiş ve işin enteresan tarafı amerika adına amerika devlet başkanı imzalarken osmanlı adına osmanlının cezayir (yada afrikada başka bir yerin tam hatırlamıyorum) valisi imzalamış. Dikkat edin padişah yada veziriazam yada vezir değil vali imzalamış. Hani "biz böyle taşşaklı bir neslin evladıyız" muhabbeti yapmak istemiyorum ama hakkaten biz böyle taşşaklı bir neslin evladıyız. Neyine güvenipte söylemiş Mustafa Kemal, "Geldikleri gibi giderler" diye? Büyük cesaret, para yok, ordu yok bırak savaşabilecek erkek kalmamış neredeyse.
Nasıl bir ezikliktir lan bu söyle bana. İngilizce konuşunca daha seksi olmuyorsun, özüne dön lan. Kanyonda sikindirik yemeklere bi dünya para bayılacağına git esnaf lokantasında kuru fasulye pilav ye. İçinden "Sen öylemi yapıyosun a.q." diyorsun, evet tam olarak bunu yapıyorum, direktörler yada müdürlerle yemeğe çıkmıyorsam mutlaka benim ekipteki yavru kurtlarla esnaf lokantasına giderim, bol küfürlü konuşurum ama kendi dilimde küfrederim, fak of falan demem. Öylede acaip milliyetçi yanım vardır.
Dağılın şimdi.
19 Ekim 2013 Cumartesi
Uzay ne acaip laaa!
Selam can,
Dün akşam benim yavru kurtlardan biri bendeydi. Böyle çılgın bi tip bu, paranormal olayları, uzaylıları falan merak eden sürekli araştıran biri. Beraber discovery izledik. NASA'da çalışan koca koca profesörler hiç işleri güçleri yokmuş gibi belgesellere katılıp "uzay ne acaip laa" tadında ahkam kesiyorlar.
Önce uzayda hayat olan başka gezegenleri arama çalışmalarını anlattılar, sonra başka bir belgeselde ufolar, ufo görenler falan vardı. Ardındanda uzaylı istilası durumunda neler olur neler biter tarzında başka bir belgesel. En sonunda yeter artık dedim zaten alkollüyüz, kafa binbeşyüz, bunları izleyince iyice patatese döndüm.
Şimdi müsadenizle bu üç konuda düşündüklerimi aktaracağım. Öncelikle şunu belirtmek isterim; ben yirmili yaşların başlarında bu olaylara acaip kafayı takmıştım, kesin ufolar var, gelip gidiyorlar gibi inançlarım vardı, o zamana kadar çıkan neredeyse tüm ufo görüntülerini izlemiştim, epeyde araştırma yapmıştım. Büyüdükçe geçti tabi. En baştan bunu söyledim zira bilmenizi isterimki "siktir lan ne uzaylısı" tarzında konuşan bir adam değilim, epey araştırmışlığım var bu konuyu. Devam edelim;
Uzayda hayat barındıran gezegen arayışı;
Öncelikle uzayda yaşanabilecek gezegen arama çalışmaları hakkında görüş belirtmek isterim. Elbette koskoca evrende bir bizim sikindirik gezegenimizde hayat yoktur, illaki başka binlerce yada milyonlarca hayat barındıran gezegen vardır ve bunları aramak çok makul birşey. Ancak ben bu nasadaki gerizekalıların tarzını anlayamıyorum. İzleyenler bilir, abiler arama kriterleri olarak şunları sayıyorlar ; "Güneşi bizim güneşimize yakın büyüklükte olan, ortalama dünya büyüklüğünde, güneşi ile arasındaki mesefe bizim güneşimizle aramızdaki mesafe kadar...".
Bu adamlar ya gerizekalı yada bizimle acaip taşak geçiyorlar. Hasbel kader birkaç gezegen buldular bu şartları yerine getiren, sonrada abiler diyorki acaba bu gezegenlerde nasıl canlılar yaşar? Senin gibi canlılar yaşar beynini siktiğim, sen zaten dünyayı tarif ediyorsun, içinde nasıl canlılar yaşayacak, senin benim gibi insan evladı vardır oradada.
Güneşine bizimkinden daha yakın olursa gezegen çok sıcak olurmuş, bizimkinden daha uzak olursa çok soğuk olurmuş. Be hey götüne koyduğumun bilimadamı! Gezegen daha yakın ama atmosferi (atıyorum) daha kalınsa, ozondan daha sağlam bir koruyucu tabakası varsa ve yüzey ısısı daima 23 derece ise? Bu arada atmosferi daha kalın olunca atmosfer basıncı fazla olur insan yaşayamaz diye içinden geçiren dingil varsa oradaki canlıların buna uygun evrim geçirebileceğini hatırlatmak isterim. Yada gezegen güneşine daha uzak olsa bile atmosferindeki bi zımbırtıdan ötürü stabil bir sıcaklığı varsa? Yada hepsini geçtim gezegenin -500 derece ısısı varsa bile içinde yaşayan akıllı mahlukat olamaz mı? Onlar o -500 dereceyi 23 derece gibi hissediyorsa? Hani hava durumu programlarında derler ya, istanbulda bugün hava 16 derece ancak hissedilen sıcaklık 5 derece diye. Onuda anlamam zaten madem 16 derece, biz neden 5 derece hissediyoruz, gerizekalımıyız?
Sen neden yaşam olabilecek gezegen kriterlerini dünya kriterleri olarak belirliyorsun ki? Sonra benim yavru kurt açıkladı, dedim ya ibne araştırıyor sürekli: "Abi onlar yaşam olan gezegen değil, yaşayabilecekleri gezegen arıyorlar. Bütün bu arayışın temelinde insanın yaşayabileceği gezegen bulma gayreti var". Hah bak şimdi oldu, delikanlı olun götümü yiyin, birader bu gezegenin boku çıktı, sakata gidiyoruz, herhangi bir arızada yaşayabileceğimiz bir yer arıyoruz derseniz o ayrı, size o zaman hak veririm. Bu arada o kadar yolu nasıl gideceklerini de çözmüş olmalı bu ibneler. Neyse bu faslı böyle kapatıyorum, gelelim ikincisine;
Dünyayı ziyaret eden yabancılar:
Şimdi öncelikle genel kabul gören durumu söyleyelim; "Bu arkadaşlar buradalar ama farkedilmek istemiyorlar." Bütün ufologların (ne demekse a.q.) söylediği bu. Peki... Ufo tanıklarının anlattıklarına bakalım, istisnasız hepsi ışık saçan cisimlerden bahsediyor, ışıkların rengi, şekli, yoğunluğu değişiyor ama mutlaka ışık saçma olayı var. Şimdi bizim ilkel araçlarımıza bakalım; Tren, otomobil vb. kara araçlarında neden ışık kullanılır? Yolu aydınlatmak için tabiki, ayrıca ikinci bir amaçta karşıdan gelen arkadaşın gece karanlığında bizi farketmesidir, bu ikincisini denemek için gece farları yakmadan çıkın trafiğe bakın ne oluyor. Deniz taşıtlarında ise asıl amaç farkedilmek, hava araçlarında da aynı mantık var, ışıkların amacı yolu aydınlatmak değil aslında farkedilmektir.Peki bu eline verdiğim gavatları neden ışık kullanıyor, madem olayı gizlilik içinde yürütüyorlar o ışıklar ne aga? Heyyo bak lan burdayız demek için mi ışıkları yakıyorlar, diğer uçaklar farketsinde çarpmasın diye mi neden a.q. Sadece bu bile anlatılan hikayelere inanmamı zorlaştırıyor. Ayrıca şöyle bir durum var; Hatırlarsınız, bir ara haberlere çıkmıştı, brezilyada bulutun arkasında bir ufo görüntüsü vardı. Ahanda buda resmi:
Dikkat edin bu tarz haberlerde genellikle biri kameraya çeker yada fotoğraflar sonrada servis edilir. İyide götüm, bu alet havada duruyor, binlerce kişinin görmesi gerekmiyor mu bunu? Neden gören ve kayıt altına alan kişiden başkası göremiyor bunları. Neden toplu görüş yok, neden olaylar genellikle ıssız yollarda yada arazilerde gerçekleşiyor? İyide hadi görenleri geçtim kaçırılanlar var diyeceksiniz, onları ne yapacağız? Tamamının sallama olduğunu düşünüyorum, birileri bizi uzaylıların varlığına inandırmaya çalışıyor, belirli kanalları (en başta medya) kullanarak deliller sunuyorlar, belirli insanları kullanarak kaçırılma hikayeleri uyduruyorlar, neden bilmiyorum ama şiddetli bir propaganda var, bize uzaylı olayını normalleştirmeye çalışıyorlar. Ben 15 yaşlarımdayken birisi kahveye girip "aga uzaylılar varmış hakkaten" dese acaip taşşak geçilirdi, şimdi ise bakıyorum kimse yadırgamıyor. Birşeylere hazırlanıyoruz gibi ama neye yada neden olduğunu henüz bilmiyorum. 21 yaşımdayken bir rüya görmüştüm, bu abiler beni alıyorlar gemiye, onların gezegene gidiyoruz, gezegeni gezdiriyorlar falan. Hala ilk günkü netliği ile hafızamda. Biraz zorlasam bende bunu bir kaçırılma hikayesi olarak yutturabilirim millete ama hayır, rüyaydı işte a.q. götüm açıkta kalmış hepsi bu. Velhasıl bu uzaylılar geldi aga, aramızda dolaşıyorlar, atmosferde saklanıyorlar vs. diye anlatan abilerin çoğu heyecan arıyor, kalan azınlıkta olan ise kasıtlı olarak bunu yapıyor ama tekrar ediyorum neden yaptıklarını bilmiyorum (henüz :))
Dün akşam benim yavru kurtlardan biri bendeydi. Böyle çılgın bi tip bu, paranormal olayları, uzaylıları falan merak eden sürekli araştıran biri. Beraber discovery izledik. NASA'da çalışan koca koca profesörler hiç işleri güçleri yokmuş gibi belgesellere katılıp "uzay ne acaip laa" tadında ahkam kesiyorlar.
Önce uzayda hayat olan başka gezegenleri arama çalışmalarını anlattılar, sonra başka bir belgeselde ufolar, ufo görenler falan vardı. Ardındanda uzaylı istilası durumunda neler olur neler biter tarzında başka bir belgesel. En sonunda yeter artık dedim zaten alkollüyüz, kafa binbeşyüz, bunları izleyince iyice patatese döndüm.
Şimdi müsadenizle bu üç konuda düşündüklerimi aktaracağım. Öncelikle şunu belirtmek isterim; ben yirmili yaşların başlarında bu olaylara acaip kafayı takmıştım, kesin ufolar var, gelip gidiyorlar gibi inançlarım vardı, o zamana kadar çıkan neredeyse tüm ufo görüntülerini izlemiştim, epeyde araştırma yapmıştım. Büyüdükçe geçti tabi. En baştan bunu söyledim zira bilmenizi isterimki "siktir lan ne uzaylısı" tarzında konuşan bir adam değilim, epey araştırmışlığım var bu konuyu. Devam edelim;
Uzayda hayat barındıran gezegen arayışı;
Öncelikle uzayda yaşanabilecek gezegen arama çalışmaları hakkında görüş belirtmek isterim. Elbette koskoca evrende bir bizim sikindirik gezegenimizde hayat yoktur, illaki başka binlerce yada milyonlarca hayat barındıran gezegen vardır ve bunları aramak çok makul birşey. Ancak ben bu nasadaki gerizekalıların tarzını anlayamıyorum. İzleyenler bilir, abiler arama kriterleri olarak şunları sayıyorlar ; "Güneşi bizim güneşimize yakın büyüklükte olan, ortalama dünya büyüklüğünde, güneşi ile arasındaki mesefe bizim güneşimizle aramızdaki mesafe kadar...".
Bu adamlar ya gerizekalı yada bizimle acaip taşak geçiyorlar. Hasbel kader birkaç gezegen buldular bu şartları yerine getiren, sonrada abiler diyorki acaba bu gezegenlerde nasıl canlılar yaşar? Senin gibi canlılar yaşar beynini siktiğim, sen zaten dünyayı tarif ediyorsun, içinde nasıl canlılar yaşayacak, senin benim gibi insan evladı vardır oradada.
Güneşine bizimkinden daha yakın olursa gezegen çok sıcak olurmuş, bizimkinden daha uzak olursa çok soğuk olurmuş. Be hey götüne koyduğumun bilimadamı! Gezegen daha yakın ama atmosferi (atıyorum) daha kalınsa, ozondan daha sağlam bir koruyucu tabakası varsa ve yüzey ısısı daima 23 derece ise? Bu arada atmosferi daha kalın olunca atmosfer basıncı fazla olur insan yaşayamaz diye içinden geçiren dingil varsa oradaki canlıların buna uygun evrim geçirebileceğini hatırlatmak isterim. Yada gezegen güneşine daha uzak olsa bile atmosferindeki bi zımbırtıdan ötürü stabil bir sıcaklığı varsa? Yada hepsini geçtim gezegenin -500 derece ısısı varsa bile içinde yaşayan akıllı mahlukat olamaz mı? Onlar o -500 dereceyi 23 derece gibi hissediyorsa? Hani hava durumu programlarında derler ya, istanbulda bugün hava 16 derece ancak hissedilen sıcaklık 5 derece diye. Onuda anlamam zaten madem 16 derece, biz neden 5 derece hissediyoruz, gerizekalımıyız?
Sen neden yaşam olabilecek gezegen kriterlerini dünya kriterleri olarak belirliyorsun ki? Sonra benim yavru kurt açıkladı, dedim ya ibne araştırıyor sürekli: "Abi onlar yaşam olan gezegen değil, yaşayabilecekleri gezegen arıyorlar. Bütün bu arayışın temelinde insanın yaşayabileceği gezegen bulma gayreti var". Hah bak şimdi oldu, delikanlı olun götümü yiyin, birader bu gezegenin boku çıktı, sakata gidiyoruz, herhangi bir arızada yaşayabileceğimiz bir yer arıyoruz derseniz o ayrı, size o zaman hak veririm. Bu arada o kadar yolu nasıl gideceklerini de çözmüş olmalı bu ibneler. Neyse bu faslı böyle kapatıyorum, gelelim ikincisine;
Dünyayı ziyaret eden yabancılar:
Şimdi öncelikle genel kabul gören durumu söyleyelim; "Bu arkadaşlar buradalar ama farkedilmek istemiyorlar." Bütün ufologların (ne demekse a.q.) söylediği bu. Peki... Ufo tanıklarının anlattıklarına bakalım, istisnasız hepsi ışık saçan cisimlerden bahsediyor, ışıkların rengi, şekli, yoğunluğu değişiyor ama mutlaka ışık saçma olayı var. Şimdi bizim ilkel araçlarımıza bakalım; Tren, otomobil vb. kara araçlarında neden ışık kullanılır? Yolu aydınlatmak için tabiki, ayrıca ikinci bir amaçta karşıdan gelen arkadaşın gece karanlığında bizi farketmesidir, bu ikincisini denemek için gece farları yakmadan çıkın trafiğe bakın ne oluyor. Deniz taşıtlarında ise asıl amaç farkedilmek, hava araçlarında da aynı mantık var, ışıkların amacı yolu aydınlatmak değil aslında farkedilmektir.Peki bu eline verdiğim gavatları neden ışık kullanıyor, madem olayı gizlilik içinde yürütüyorlar o ışıklar ne aga? Heyyo bak lan burdayız demek için mi ışıkları yakıyorlar, diğer uçaklar farketsinde çarpmasın diye mi neden a.q. Sadece bu bile anlatılan hikayelere inanmamı zorlaştırıyor. Ayrıca şöyle bir durum var; Hatırlarsınız, bir ara haberlere çıkmıştı, brezilyada bulutun arkasında bir ufo görüntüsü vardı. Ahanda buda resmi:
Dikkat edin bu tarz haberlerde genellikle biri kameraya çeker yada fotoğraflar sonrada servis edilir. İyide götüm, bu alet havada duruyor, binlerce kişinin görmesi gerekmiyor mu bunu? Neden gören ve kayıt altına alan kişiden başkası göremiyor bunları. Neden toplu görüş yok, neden olaylar genellikle ıssız yollarda yada arazilerde gerçekleşiyor? İyide hadi görenleri geçtim kaçırılanlar var diyeceksiniz, onları ne yapacağız? Tamamının sallama olduğunu düşünüyorum, birileri bizi uzaylıların varlığına inandırmaya çalışıyor, belirli kanalları (en başta medya) kullanarak deliller sunuyorlar, belirli insanları kullanarak kaçırılma hikayeleri uyduruyorlar, neden bilmiyorum ama şiddetli bir propaganda var, bize uzaylı olayını normalleştirmeye çalışıyorlar. Ben 15 yaşlarımdayken birisi kahveye girip "aga uzaylılar varmış hakkaten" dese acaip taşşak geçilirdi, şimdi ise bakıyorum kimse yadırgamıyor. Birşeylere hazırlanıyoruz gibi ama neye yada neden olduğunu henüz bilmiyorum. 21 yaşımdayken bir rüya görmüştüm, bu abiler beni alıyorlar gemiye, onların gezegene gidiyoruz, gezegeni gezdiriyorlar falan. Hala ilk günkü netliği ile hafızamda. Biraz zorlasam bende bunu bir kaçırılma hikayesi olarak yutturabilirim millete ama hayır, rüyaydı işte a.q. götüm açıkta kalmış hepsi bu. Velhasıl bu uzaylılar geldi aga, aramızda dolaşıyorlar, atmosferde saklanıyorlar vs. diye anlatan abilerin çoğu heyecan arıyor, kalan azınlıkta olan ise kasıtlı olarak bunu yapıyor ama tekrar ediyorum neden yaptıklarını bilmiyorum (henüz :))
Uzaylı istilası:
İşin en civcivli yeri burası. Önce başka gezegenlerde de kesin hayat var diye girdiler, sonra ufak ufak, geliyorlar bizi izliyorlar aslında aramızdalar dediler. Muhabbetin en can alıcı noktasına geldiler: İstila!
Eğer hakkaten geldilerse buralara kadar hakkaten kafalarında istila düşüncesi var demektir ve hakkaten istila gibi bir düşünceleri varsa hepten ziki tuttuğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsun, onlar çok gelişmiş uygarlıklar olabilir, galaktik barışı koruyor olabilirler bıdıbıdısı yapan öküzler siz bi siktirin gidin. Basitçe şöyle düşünebiliriz; Biz insan evladı 5 ışıkyılı ötede bir gezegen bulsak ve bi şekildede kolayca oraya gidebilsek ve yine bir şekilde bizden teknolojik açıdan daha geride bir uygarlık olsa ne olur? Aslında bu sorunun cevabını tarih boyunca biz dünyada gördük, mısırlılar, hititliler, romalılar, efenime söyleyeyim güney amerikada ispanyollar ne yaptıysa onu yapacağız. Varolan kaynaklarını ellerinden almaya çalışacağız... Başlarda o gezegenin halkı güçlü olduğumuz için seslerini çıkaramayacaklar ancak zamanla "aga bizi zikiyorlar" düşüncesi yayılmaya başlayacak ve sonra isyan, çatışma kaçınılmaz olacak. Toplu katliamlar tecavüzler vs.
Kısacası o kadar yoldan dünyaya gelen ve teorik olarak bizden daha ileri bir medeniyet kendini göstermeye karar verecek olursa başımıza gelecek olan bu. Bunu sadece ben söylemiyorum, Stephan Hawking abide böyle söylüyor.
Yazının en başında söylediğim gibi, ben böyle gelip gitmelere görünmelere falan pek inanmıyorum ama gerçekten böyle birşey varsa sonucu biz insan evladı için hiç parlak olmayacak.
Ha birde illuminatinin insanlara uzaylı olayını normalleştirip belirli bir zaman sonra fake uzaylı saldırısı düzenleyeceği söyleniyor. Hatta bazı oyun kartları var, buda resmi;
Ne kadar doğru ne kadar sallama bilmiyorum ama fake uzaylı saldırısı düzenleyebilenler zaten ebemizi rahatlıkla zikebilirler diye düşünüyorum. Bu tarz konulara ilginiz varsa sikkofield'in blogunu inceleyin derim.
Selamlar.
İşin en civcivli yeri burası. Önce başka gezegenlerde de kesin hayat var diye girdiler, sonra ufak ufak, geliyorlar bizi izliyorlar aslında aramızdalar dediler. Muhabbetin en can alıcı noktasına geldiler: İstila!
Eğer hakkaten geldilerse buralara kadar hakkaten kafalarında istila düşüncesi var demektir ve hakkaten istila gibi bir düşünceleri varsa hepten ziki tuttuğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsun, onlar çok gelişmiş uygarlıklar olabilir, galaktik barışı koruyor olabilirler bıdıbıdısı yapan öküzler siz bi siktirin gidin. Basitçe şöyle düşünebiliriz; Biz insan evladı 5 ışıkyılı ötede bir gezegen bulsak ve bi şekildede kolayca oraya gidebilsek ve yine bir şekilde bizden teknolojik açıdan daha geride bir uygarlık olsa ne olur? Aslında bu sorunun cevabını tarih boyunca biz dünyada gördük, mısırlılar, hititliler, romalılar, efenime söyleyeyim güney amerikada ispanyollar ne yaptıysa onu yapacağız. Varolan kaynaklarını ellerinden almaya çalışacağız... Başlarda o gezegenin halkı güçlü olduğumuz için seslerini çıkaramayacaklar ancak zamanla "aga bizi zikiyorlar" düşüncesi yayılmaya başlayacak ve sonra isyan, çatışma kaçınılmaz olacak. Toplu katliamlar tecavüzler vs.
Kısacası o kadar yoldan dünyaya gelen ve teorik olarak bizden daha ileri bir medeniyet kendini göstermeye karar verecek olursa başımıza gelecek olan bu. Bunu sadece ben söylemiyorum, Stephan Hawking abide böyle söylüyor.
Yazının en başında söylediğim gibi, ben böyle gelip gitmelere görünmelere falan pek inanmıyorum ama gerçekten böyle birşey varsa sonucu biz insan evladı için hiç parlak olmayacak.
Ha birde illuminatinin insanlara uzaylı olayını normalleştirip belirli bir zaman sonra fake uzaylı saldırısı düzenleyeceği söyleniyor. Hatta bazı oyun kartları var, buda resmi;
Ne kadar doğru ne kadar sallama bilmiyorum ama fake uzaylı saldırısı düzenleyebilenler zaten ebemizi rahatlıkla zikebilirler diye düşünüyorum. Bu tarz konulara ilginiz varsa sikkofield'in blogunu inceleyin derim.
Selamlar.
28 Eylül 2013 Cumartesi
Altın dildo
25 yaşındaydım,
O zamanlar şimdiki gibi maddi açıdan çok rahat değildim, sikindirik bir firmada developer olarak çalışıp bir yandanda freelance iş yapıyordum.
Ağır muhafazakar bir müşterim vardı. Bana sürekli hadisler ayetler anlatır, Allah'ın yüceliğinden bahsederdi. Ancak gel gör ki yanında çalıştırdığı gariban işçilere asgari ücretin bile altında para verirdi. Zaten freelance olduğum ve işini firmalara göre çok daha ucuza yaptığım için benimle çalışırdı.
İnsanlar yavşaktır can, bunu kafana sok.
Benden 8 yaş büyük bir ablam var, bunun yirmi yaşında birde oğlu var ki yeğenim oluyor doğal olarak. Beni aradı, kız arkadaşıyla takılıyormuş bir yerlere gideceklermiş vs. vs. bunlardan bahsetti. Telefonu kapattıktan sonra güzel bir miktarı hesabına havale ettim zira çocuk aslında para istiyor ancak bunu söyleyemiyordu. Daha sonra ablamla konuştum, çocuk çok sevinmiş, çok mahçup olmuş falan filan. Lan ben zaten götümü 20 TL ile siliyorum, seneye zamdan sonra 50 TL'ye geçeceğim, niye mahçup oluyormuş. Bunu, ben ne kadar ulvi bir insanım demek için anlatmıyorum, doğal olan bu davranış olduğu için anlatıyorum. Zaten insanı ibne yapabilecek kadar para kazanıyorum, bunlarıda yapmazsam naabacam o kadar parayı. Bu siktiğim kapitalist düzeni nasıl bir hale getirdiyse insanları normal olan anormal olarak karşılanmaya başlamış.
Annem, dul olan amcasının eşini ziyarete giderken, babam annemin cebine (şimdinin parasıyla) elli lira koyar, ayrıca yüz lirada amcasının eşine vermesi için verirdi. O zamanlar durumlar iyi değildi can, maddi olarak sıkıntıdaydık. Ancak şimdi anlıyorum ki asıl anormal olan oymuş, yokken verebilmek. Cebinde çok az para varken başka insanlara para verebilmek, şimdinin kapitalist orospu çocukları için ultra anormaldir. Ha o babadan nasıl benim gibi bir plaza piçi oldu o apayrı bir yazının konusu.
Şirketin mutfağında bizim gariban çaycı sordu; Bu ibnenin üç beş kuruşu varmış, ben diyim on bin lira sen de onbeş bin lira. Muhtemelen uzun zamandır biriktiriyor, bunu bankaya yatıracakmış ama faiz haram olduğu için yatıramıyormuş, altın alsa acaba bi sıkıntı olurmuymuş dinen. Ben senin götüne altın dildo sokayım! İşte bu yüzden yazıya o ağır muhafazakar abi başladım. Zavallı çaycı 10-15 yıllık birikimini enflasyon denen sikindirik olaya ezdirmemek için bankaya yatırmaya korkuyor, o abi muhtemelen bütün parasını kar paylarında tutuyor. İşte bazı insanlar böyle yavşaktır can.
Ha ben ayrı bir yavşağım, son paragrafta yazdıklarım ışık hızıyla beynimden geçip gidiyor, masama döndüğümde IOS7 ne boktan olmuş aga geyikleri yapıp iphone5S'te neler olacak acaba diye araştırmaya başlıyorum.
Not: Kahrolsun bağzı faiz lobicileri
O zamanlar şimdiki gibi maddi açıdan çok rahat değildim, sikindirik bir firmada developer olarak çalışıp bir yandanda freelance iş yapıyordum.
Ağır muhafazakar bir müşterim vardı. Bana sürekli hadisler ayetler anlatır, Allah'ın yüceliğinden bahsederdi. Ancak gel gör ki yanında çalıştırdığı gariban işçilere asgari ücretin bile altında para verirdi. Zaten freelance olduğum ve işini firmalara göre çok daha ucuza yaptığım için benimle çalışırdı.
İnsanlar yavşaktır can, bunu kafana sok.
Benden 8 yaş büyük bir ablam var, bunun yirmi yaşında birde oğlu var ki yeğenim oluyor doğal olarak. Beni aradı, kız arkadaşıyla takılıyormuş bir yerlere gideceklermiş vs. vs. bunlardan bahsetti. Telefonu kapattıktan sonra güzel bir miktarı hesabına havale ettim zira çocuk aslında para istiyor ancak bunu söyleyemiyordu. Daha sonra ablamla konuştum, çocuk çok sevinmiş, çok mahçup olmuş falan filan. Lan ben zaten götümü 20 TL ile siliyorum, seneye zamdan sonra 50 TL'ye geçeceğim, niye mahçup oluyormuş. Bunu, ben ne kadar ulvi bir insanım demek için anlatmıyorum, doğal olan bu davranış olduğu için anlatıyorum. Zaten insanı ibne yapabilecek kadar para kazanıyorum, bunlarıda yapmazsam naabacam o kadar parayı. Bu siktiğim kapitalist düzeni nasıl bir hale getirdiyse insanları normal olan anormal olarak karşılanmaya başlamış.
Annem, dul olan amcasının eşini ziyarete giderken, babam annemin cebine (şimdinin parasıyla) elli lira koyar, ayrıca yüz lirada amcasının eşine vermesi için verirdi. O zamanlar durumlar iyi değildi can, maddi olarak sıkıntıdaydık. Ancak şimdi anlıyorum ki asıl anormal olan oymuş, yokken verebilmek. Cebinde çok az para varken başka insanlara para verebilmek, şimdinin kapitalist orospu çocukları için ultra anormaldir. Ha o babadan nasıl benim gibi bir plaza piçi oldu o apayrı bir yazının konusu.
Şirketin mutfağında bizim gariban çaycı sordu; Bu ibnenin üç beş kuruşu varmış, ben diyim on bin lira sen de onbeş bin lira. Muhtemelen uzun zamandır biriktiriyor, bunu bankaya yatıracakmış ama faiz haram olduğu için yatıramıyormuş, altın alsa acaba bi sıkıntı olurmuymuş dinen. Ben senin götüne altın dildo sokayım! İşte bu yüzden yazıya o ağır muhafazakar abi başladım. Zavallı çaycı 10-15 yıllık birikimini enflasyon denen sikindirik olaya ezdirmemek için bankaya yatırmaya korkuyor, o abi muhtemelen bütün parasını kar paylarında tutuyor. İşte bazı insanlar böyle yavşaktır can.
Ha ben ayrı bir yavşağım, son paragrafta yazdıklarım ışık hızıyla beynimden geçip gidiyor, masama döndüğümde IOS7 ne boktan olmuş aga geyikleri yapıp iphone5S'te neler olacak acaba diye araştırmaya başlıyorum.
Not: Kahrolsun bağzı faiz lobicileri
26 Eylül 2013 Perşembe
İş yerlerindeki yavşaklar!
Selamlar yavru kurtlarım
Bu yazı tamamen proleterlere yöneliktir, eğer benim gibi ekip lideri, müdür yada daha üst pozisyonlarda isen bil ki bu yazıda azıcık sana giydirebilirim, rahatsız olacaksan hiç başlama.
Efenim, liseden itibaren hayvan gibi çalışıp üniversite sınavına girer, mümkünse güzel üniversitelerin güzel bölümlerini kazanır, 4-5 yıl ebeninkini tersten gördükten sonra büyük bir hevesle gelip kucağımıza oturursun. Yanlış anlaşılmasın, bende yaşadım bunları oradan biliyorum. Tek amacın iyi bir başlangıç yapmaktır ama yemezler. Du bakalım önce bi sevip okşayalım seni. Muhtemelen götün birinin altında çalışmaya başlarsın. Önce dostunu düşmanını bil! Genellikle yönetmen yada ekip lideri gibi abiler proleterlerin arasından seçilirken müdür, direktör ve üst pozisyonlar puştlardan seçilir. Bunların en büyük hobisi senin gibi zavallıları ezmektir zira bu ibnelerle gençlik ve okul yıllarında acaip taşak geçilmiştir ve şimdi taşak geçme sırası hatta çok daha fazlası onlardadır. Kolay değil amına koyim boğaziçini kazanmak dimi, sen karı kız peşinde koşarken o yavşak sabahlara kadar kastırıyordu evde soru çözcem diye. İki-üç yıl kanırttıktan sonra boğaziçine gelir, kafa zaten olmuş bin beşyüz, ortamda karı kız varmış onane, varda onamı var amına koyayım. Diğerleri çimlerde kızlı erkekli otursun, O alıştığı tempoyla devam ineklemeye. Birde yanlışlıkla cemaatçi abilerimizden birine kapılırsa hepten yedi yarraa. Bi bakmışın daha bi hatunun eline veremeden okul bitmiş, bi şirkette proleter olarak işe başlamış.
İşten başka bir hayatı olmayan bu gavatlar sen iş yerindeki kızlarla taksime akarken şirkette mesaiye kalır. Zaten müdür ve direktör tayfasıda bu gavatların ileriki versiyonları olduğu için onlarda şirkettedir, ufak ufak kaynaşma yalakalık vs. derken belirli zaman sonra bu abilerimiz bi bakmışsın müdür oluvermiş. İşte bu noktada çıkarıp sıvazlamaya başlar!
Senin için altın kural şudur (yaz bunu bi kenara) : "Proleterin proleterden başka dostu yoktur". Asla senin üstündeki pozisyonlara güvenme zira onlar potansiyel yavşaktır. Kendimi de katarak konuşayım, bizim zamanımızın çoğu sunum hazırlamakla geçer. Genel müdür çağırıp salak salak sayılar ister, arada ekiple ilgili bildik birkaç soru sorar o kadar. Bunlar dışındaki zamanımızın çoğunu elemanları izleyerek geçiririz. Unutma sen farketmesen bile müdür seni kesiyor olabilir. Toplantılarda müdürünü kes, ama çaktırma. Bir espri yapıldığında o gülüyorsa sen hafifçe gülümse, daima ondan bir adım geride kal. Zira bu yavşaklar sevmez aynı seviyede olmayı. O birşeye kızdıysa yada birini azarlıyorsa kaşlarını çat, kafanı hafifçe aşağı yukarı salla "adam haklı bu yapılmaz a.q." manasında.
Yanındaki eleman götün önde gideni değilse daima ona güven ve asla satma. Satarak yükselen orospu çocuğu yok değil, var ama oralarda pek tutunamıyorlar. Olası bir sıkıntıda senin savunacak -ki oda yaparsa, o cesareti varsa- kişi yanındaki elemandır, üstlerden hayır bekleme.
Kafamı sallarım maaşımı alırım zihniyetindeysen keşke bir 15-20 yıl önce doğsaydın derim sana zira bu vahşi kapitalist ortamda maalesef o söylediğin olmuyor. Beni sayma, 21 kişilik ekipte 6 tane sağlam adamım vardır, geri kalanlar düzenli değişir. Bu değişen arkadaşlar bil ki senin gibi kafasını sallayan arkadaşlardır, diğer altı kişi ise acaip acaip projeler yapmak için götünü yırtan adamlar. O adamların çekirdek kadroda olmasının tek nedeni işi üzerine kafa patlatmaları, yeni yeni projeler uydurmaları yada problemler karşısında zekice çözümler üretmesidir.
Kendi adıma konuşayım ben pısırık çalışan sevmem, çalışan dediğin fikirlerini savunabilmelidir. Bana göre kendini savunamayan çalışan ne ekibinin ne iş yerinin çıkarlarını savunmaz. Ancak bununda bir ayarı var tabi. Kalkıpta müdüre, bunu böyle yapmalıyız siz bu konuları bilmezsiniz tarzında konuşursan yavru kurdum, götüne tekmeyi yersin. İki önemli kuraldan bahsedeyim müsadenle;
Birincisi ecnebinin "as you know" dediği kural. Müdürüne, özellikle o hıyarın bilmediği konularda bişey anlatırken cümleye daima "sizinde bildiğiniz gibi" kalıbıyla başla. Bunun "sizinde bilebileceğiniz gibi", "sizinde bileceğiniz gibi", "sizin çok daha iyi bileceğiniz gibi" kalıpları vardır. Mutlaka bunu kullan, o hıyarda kendini bişi sansın.
İkinci kuralımız yine ecnebiden arakladığımız "yes but" kuralı. Bu kuralı genelde pazarlamacılara öğretirler ama müdürüne bir konuda karşı çıkması gereken tüm proleterler de kullanabilir. İtiraz ederken cümleye "evet ama" kalıbıyla başlanır, evet ile ama arasında bir nefes alımı durulur ki karşındaki salak hakkaten söylediğinin doğru olduğunu ancak ufak bir itirazın olacağını sansın. Bununda yine "kesinlikle katılıyorum ancak", "size tamamen katılmakla birlikte belirtmeden geçemeyeceğim" gibi kalıplarıda vardır. Kendini daha aristokrat hisseden dangoz müdürlere bunları da kullanabilirsin.
Herşeyden önemlisi kendin olmalısın. Hiçbir şekilde utanma, zaten o iş yerine alındıysan büyük ihtimalle etraftaki diğer elemanlarla aynı kapasitedesindir. Yeni başlayan çocukların ilk günlerdeki ezilip büzülmelerini, dahada kötüsü kendilerini farklı göstermelerini üzüntüyle izlerim. En nihayetinde zaten özüne dönüyorsun, çok cool bir görüntüyle başlayıp 2 ay sonra maymuna dönen çalışanlar gördüm ben, bunlara gerek yok.
Maalesef yeni dünya düzeninde bir yere gireyim emekli olayım gibi bir olay yok. Mümkün olduğunca daha iyisine zıplaman lazım. Gözün açık olsun fırsatları değerlendir. İş yerini mümkün olduğunca sömür, eğitimdir seminerdir kaçırma bunları.Mümkünse hepsinin sertifikalarını al. İşi çok fazla kafana takma, işini kaybetme korkusu yaşadığın sürece hata yaparsın. İşinde iyiysen aç kalmazsın, hatta oda değil lan, hiç aç kalmazsın merak etme. İllaki bir yerlerden iş çıkar çalışılır, koy götüne bu dünyanın.
Son olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim; Tependeki benim gibi hıyarları kafana takma, götüz olm hepimiz, sen yukarıda seni uyardığım noktalara dikkat et, gerisininde koy götüne gitsin. İş nedir ki olm? Bu akşamki ödevin bu olsun, bunu düşün.
hade öptüm gözlerinizden.
Bu yazı tamamen proleterlere yöneliktir, eğer benim gibi ekip lideri, müdür yada daha üst pozisyonlarda isen bil ki bu yazıda azıcık sana giydirebilirim, rahatsız olacaksan hiç başlama.
Efenim, liseden itibaren hayvan gibi çalışıp üniversite sınavına girer, mümkünse güzel üniversitelerin güzel bölümlerini kazanır, 4-5 yıl ebeninkini tersten gördükten sonra büyük bir hevesle gelip kucağımıza oturursun. Yanlış anlaşılmasın, bende yaşadım bunları oradan biliyorum. Tek amacın iyi bir başlangıç yapmaktır ama yemezler. Du bakalım önce bi sevip okşayalım seni. Muhtemelen götün birinin altında çalışmaya başlarsın. Önce dostunu düşmanını bil! Genellikle yönetmen yada ekip lideri gibi abiler proleterlerin arasından seçilirken müdür, direktör ve üst pozisyonlar puştlardan seçilir. Bunların en büyük hobisi senin gibi zavallıları ezmektir zira bu ibnelerle gençlik ve okul yıllarında acaip taşak geçilmiştir ve şimdi taşak geçme sırası hatta çok daha fazlası onlardadır. Kolay değil amına koyim boğaziçini kazanmak dimi, sen karı kız peşinde koşarken o yavşak sabahlara kadar kastırıyordu evde soru çözcem diye. İki-üç yıl kanırttıktan sonra boğaziçine gelir, kafa zaten olmuş bin beşyüz, ortamda karı kız varmış onane, varda onamı var amına koyayım. Diğerleri çimlerde kızlı erkekli otursun, O alıştığı tempoyla devam ineklemeye. Birde yanlışlıkla cemaatçi abilerimizden birine kapılırsa hepten yedi yarraa. Bi bakmışın daha bi hatunun eline veremeden okul bitmiş, bi şirkette proleter olarak işe başlamış.
İşten başka bir hayatı olmayan bu gavatlar sen iş yerindeki kızlarla taksime akarken şirkette mesaiye kalır. Zaten müdür ve direktör tayfasıda bu gavatların ileriki versiyonları olduğu için onlarda şirkettedir, ufak ufak kaynaşma yalakalık vs. derken belirli zaman sonra bu abilerimiz bi bakmışsın müdür oluvermiş. İşte bu noktada çıkarıp sıvazlamaya başlar!
Senin için altın kural şudur (yaz bunu bi kenara) : "Proleterin proleterden başka dostu yoktur". Asla senin üstündeki pozisyonlara güvenme zira onlar potansiyel yavşaktır. Kendimi de katarak konuşayım, bizim zamanımızın çoğu sunum hazırlamakla geçer. Genel müdür çağırıp salak salak sayılar ister, arada ekiple ilgili bildik birkaç soru sorar o kadar. Bunlar dışındaki zamanımızın çoğunu elemanları izleyerek geçiririz. Unutma sen farketmesen bile müdür seni kesiyor olabilir. Toplantılarda müdürünü kes, ama çaktırma. Bir espri yapıldığında o gülüyorsa sen hafifçe gülümse, daima ondan bir adım geride kal. Zira bu yavşaklar sevmez aynı seviyede olmayı. O birşeye kızdıysa yada birini azarlıyorsa kaşlarını çat, kafanı hafifçe aşağı yukarı salla "adam haklı bu yapılmaz a.q." manasında.
Yanındaki eleman götün önde gideni değilse daima ona güven ve asla satma. Satarak yükselen orospu çocuğu yok değil, var ama oralarda pek tutunamıyorlar. Olası bir sıkıntıda senin savunacak -ki oda yaparsa, o cesareti varsa- kişi yanındaki elemandır, üstlerden hayır bekleme.
Kafamı sallarım maaşımı alırım zihniyetindeysen keşke bir 15-20 yıl önce doğsaydın derim sana zira bu vahşi kapitalist ortamda maalesef o söylediğin olmuyor. Beni sayma, 21 kişilik ekipte 6 tane sağlam adamım vardır, geri kalanlar düzenli değişir. Bu değişen arkadaşlar bil ki senin gibi kafasını sallayan arkadaşlardır, diğer altı kişi ise acaip acaip projeler yapmak için götünü yırtan adamlar. O adamların çekirdek kadroda olmasının tek nedeni işi üzerine kafa patlatmaları, yeni yeni projeler uydurmaları yada problemler karşısında zekice çözümler üretmesidir.
Kendi adıma konuşayım ben pısırık çalışan sevmem, çalışan dediğin fikirlerini savunabilmelidir. Bana göre kendini savunamayan çalışan ne ekibinin ne iş yerinin çıkarlarını savunmaz. Ancak bununda bir ayarı var tabi. Kalkıpta müdüre, bunu böyle yapmalıyız siz bu konuları bilmezsiniz tarzında konuşursan yavru kurdum, götüne tekmeyi yersin. İki önemli kuraldan bahsedeyim müsadenle;
Birincisi ecnebinin "as you know" dediği kural. Müdürüne, özellikle o hıyarın bilmediği konularda bişey anlatırken cümleye daima "sizinde bildiğiniz gibi" kalıbıyla başla. Bunun "sizinde bilebileceğiniz gibi", "sizinde bileceğiniz gibi", "sizin çok daha iyi bileceğiniz gibi" kalıpları vardır. Mutlaka bunu kullan, o hıyarda kendini bişi sansın.
İkinci kuralımız yine ecnebiden arakladığımız "yes but" kuralı. Bu kuralı genelde pazarlamacılara öğretirler ama müdürüne bir konuda karşı çıkması gereken tüm proleterler de kullanabilir. İtiraz ederken cümleye "evet ama" kalıbıyla başlanır, evet ile ama arasında bir nefes alımı durulur ki karşındaki salak hakkaten söylediğinin doğru olduğunu ancak ufak bir itirazın olacağını sansın. Bununda yine "kesinlikle katılıyorum ancak", "size tamamen katılmakla birlikte belirtmeden geçemeyeceğim" gibi kalıplarıda vardır. Kendini daha aristokrat hisseden dangoz müdürlere bunları da kullanabilirsin.
Herşeyden önemlisi kendin olmalısın. Hiçbir şekilde utanma, zaten o iş yerine alındıysan büyük ihtimalle etraftaki diğer elemanlarla aynı kapasitedesindir. Yeni başlayan çocukların ilk günlerdeki ezilip büzülmelerini, dahada kötüsü kendilerini farklı göstermelerini üzüntüyle izlerim. En nihayetinde zaten özüne dönüyorsun, çok cool bir görüntüyle başlayıp 2 ay sonra maymuna dönen çalışanlar gördüm ben, bunlara gerek yok.
Maalesef yeni dünya düzeninde bir yere gireyim emekli olayım gibi bir olay yok. Mümkün olduğunca daha iyisine zıplaman lazım. Gözün açık olsun fırsatları değerlendir. İş yerini mümkün olduğunca sömür, eğitimdir seminerdir kaçırma bunları.Mümkünse hepsinin sertifikalarını al. İşi çok fazla kafana takma, işini kaybetme korkusu yaşadığın sürece hata yaparsın. İşinde iyiysen aç kalmazsın, hatta oda değil lan, hiç aç kalmazsın merak etme. İllaki bir yerlerden iş çıkar çalışılır, koy götüne bu dünyanın.
Son olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim; Tependeki benim gibi hıyarları kafana takma, götüz olm hepimiz, sen yukarıda seni uyardığım noktalara dikkat et, gerisininde koy götüne gitsin. İş nedir ki olm? Bu akşamki ödevin bu olsun, bunu düşün.
hade öptüm gözlerinizden.
Merhaba
Merhaba canlar,
Bu ilk yazı olduğu için biraz kendimden bahsedeceğim kimle muhatab olduğunuzu bilin diye. Ayrıca neler yazacağım vs. anlatmaya çalışacağım.
35 yaşımdayım ve taşaklı bir kurumda yazılımcı olarak çalışmaktayım. Normal şartlarda 5 kişinin halledebileceği işler için 22 kişilik yazılım ekibimiz olduğu için iş yaşantısı pek yıpratmıyor beni, birde ekip lideri olduğumu söylersem aslında bi bok yapmadığımı anlayabilirsiniz. İpimle kuşağım sikimle taşağım tarzında bir adamım yani. Evlide değilim kazandığım bi dünya parayı sağa sola savurmaktayım, ihtiyacım olmayan envai çeşit elektronik zımbırtıyı alıp nadiren kullanmak en büyük hobim. Düzenli cep telefonu değiştiren, 2-3 yılda bir araba modeli yükselten tipik bir plaza piçiyim işte.
Para bok olduğu için yurtiçi yurtdışı düzenli gezmekteyim. Belkide şu hayatta tek iyi özelliğim okumayı çok sevmem. Yazılıma ilk başladığım zamanlar bir büyüğümüz "işinle ilgili her kaynağı oku, sıkılsanda patlasanda okumaktan vazgeçme" demişti. Sadece mesleki olanları değil aklınıza gelebilecek herşeyi okumaya başladım ondan sonra. Okumak iyidir canlar, günü elli kelime ile kapatan mallarlardan olmamanızı sağlar.
Sıvı gibiyimdir ayrıca, bulunduğum kabın şeklini alırım, oturup ağır muhafazakar abilerle dini sohbetler yaparım, oradan çıkar beyoğluna gidip entel cehapelilerle memleketi kurtarırım. Sıvı gibi olmanın kötü bir tarafı vardır, çoğunlukla söylemek istedikleriniz içinizde kalabilir, ağır muhafazakar abi götten uydurulmuş bir hadisi yine götünden uydurarak anlattığında aga bi siktir git diyemem ama o benim içimde yer eder. Uyanık canlar farketti, ufak ufak neden buradayıma girmeye başlıyorum. İşte ben bu götüne kodumunun ibnelerinin yüzüne söyleyemediklerimi buradan yazmayı istiyorum zira dolmuş vaziyetteyim.
Atış serbest, aklıma gelen herşeyden yazmayı planlıyorum, bir gün cehapeden konuşuruz, bir gün noolcak bu kürtlerin hali deriz oradan illuminatiye bağlarız, bi bakmışsınız galatasaray muhabbetine döner olay. Öyle okuyun beni, takip edin vs. diye de pek bi kaygım olmadığı için çok rahat takılabileceğim.
şimdilik bu kadar, hadi kalın sağlıcakla.
Bu ilk yazı olduğu için biraz kendimden bahsedeceğim kimle muhatab olduğunuzu bilin diye. Ayrıca neler yazacağım vs. anlatmaya çalışacağım.
35 yaşımdayım ve taşaklı bir kurumda yazılımcı olarak çalışmaktayım. Normal şartlarda 5 kişinin halledebileceği işler için 22 kişilik yazılım ekibimiz olduğu için iş yaşantısı pek yıpratmıyor beni, birde ekip lideri olduğumu söylersem aslında bi bok yapmadığımı anlayabilirsiniz. İpimle kuşağım sikimle taşağım tarzında bir adamım yani. Evlide değilim kazandığım bi dünya parayı sağa sola savurmaktayım, ihtiyacım olmayan envai çeşit elektronik zımbırtıyı alıp nadiren kullanmak en büyük hobim. Düzenli cep telefonu değiştiren, 2-3 yılda bir araba modeli yükselten tipik bir plaza piçiyim işte.
Para bok olduğu için yurtiçi yurtdışı düzenli gezmekteyim. Belkide şu hayatta tek iyi özelliğim okumayı çok sevmem. Yazılıma ilk başladığım zamanlar bir büyüğümüz "işinle ilgili her kaynağı oku, sıkılsanda patlasanda okumaktan vazgeçme" demişti. Sadece mesleki olanları değil aklınıza gelebilecek herşeyi okumaya başladım ondan sonra. Okumak iyidir canlar, günü elli kelime ile kapatan mallarlardan olmamanızı sağlar.
Sıvı gibiyimdir ayrıca, bulunduğum kabın şeklini alırım, oturup ağır muhafazakar abilerle dini sohbetler yaparım, oradan çıkar beyoğluna gidip entel cehapelilerle memleketi kurtarırım. Sıvı gibi olmanın kötü bir tarafı vardır, çoğunlukla söylemek istedikleriniz içinizde kalabilir, ağır muhafazakar abi götten uydurulmuş bir hadisi yine götünden uydurarak anlattığında aga bi siktir git diyemem ama o benim içimde yer eder. Uyanık canlar farketti, ufak ufak neden buradayıma girmeye başlıyorum. İşte ben bu götüne kodumunun ibnelerinin yüzüne söyleyemediklerimi buradan yazmayı istiyorum zira dolmuş vaziyetteyim.
Atış serbest, aklıma gelen herşeyden yazmayı planlıyorum, bir gün cehapeden konuşuruz, bir gün noolcak bu kürtlerin hali deriz oradan illuminatiye bağlarız, bi bakmışsınız galatasaray muhabbetine döner olay. Öyle okuyun beni, takip edin vs. diye de pek bi kaygım olmadığı için çok rahat takılabileceğim.
şimdilik bu kadar, hadi kalın sağlıcakla.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)