28 Ocak 2015 Çarşamba

TERK EDİLMİŞ ŞEHİR

Bir sabah kalkacaksın, bir bakacaksın cep telefonu çekmiyor. Internette yok? Hadee televizyonlarda çalışmıyor! Nooluyo a.q.?
Çok kasma yavrukurt kendini, ben sana söyleyeyim; İstanbul yıkıldı. Evet, İstanbul'da deprem oldu ve öyle göbeğinden bağlısın ki istanbula hayat senin içinde durdu. Olmaz mı sanıyorsun, olacak, ve sen tüm gerçekliğiyle o kıyameti yaşayacaksın. Şimdi içinden "banane a.q. istanbuldan" diyor olabilirsin ama vaziyet öyle değil. Senin normalde yaşamanı sağlayan tüm sistemler istanbuldan yönetiliyor. İnternet mesela, cep telefonu şebekeleri, dahada güzeli banka sistemleri, hergün bakkalına ihtiyacın olan malları getiren o nakliye / dağıtım sistemleri de istanbuldan yönetiliyor. Para çekemeyeceksin a.q. bankadan daha ne olsun.
Du bakiim, disaster merkezleri var dedin dimi büyük kurumların. Yok a.q. öyle şeyler, var aslında ama direkt devreye girer mi? muamma. Peki devreye girdikten sonra kim yönetecek o sistemleri, hepsi öldü a.q. istanbulda. Örneğin büyük bir devlet kurumunda çalışan bir arkadaşım disaster merkezinin en erken 30 dk. sonra devreye gireceğinden bahsediyordu, oda kurumda çalışan eleman depremde ölmedi ise ve elle switch ederse sistemi. Ayrıca ister kabul et ister etme, bu ülkenin en iyi yazılımcıları, sistemcileri, veritabanı uzmanları istanbulda çalışıyor. Örneğin anadoluda çalışan yazılımcılar benim altımdaki çocuklarla aşık atamaz bile. Hayır, düzenli eleman alımı yapıyoruz, izmirden ankaradan bursadan çocuklar geliyor oradan biliyorum. Üç beş idealist genç siz bi ayrılın, kastettiğim sizler değilsiniz. Kısacası kim yönetecek o disaster merkezlerini, sorun olursa kim müdahele edecek?

Ne güzel dimi.

Hiç felaket senaryosu testi diye bişi duydunmu? Ben duydum, 2 yada 3 saat disaster merkezine yönlendiriyorlar sistemi, birkaç göstermelik transaction oluşturuyorlar, sonrada heyyo oldu tamam güvendeyiz diyorlar. Yalan yani.

Peki bundan devletin haberi yok mu? Olmaz mı bidanem var elbette haberi, dile kolay ülken belki 20 belki 30 yıl geriye gidecek. Ama yapacak bişey yok ki, İstanbul öyle kontrol edilemez bir şekilde büyüdü ve tüm ülkeyi öyle bir kendine bağladıki, yapılabilecek tek şey yıkıp tüm sistemi yeniden kurmak. İşte bu yüzden yazının başlığı "Terk edilmiş şehir".

Peki bu nasıl engellenebilir?

1. Hayati sistemlerin (Banka, telekomunikasyon, sigorta, sağlık vb.) yaşayan kopyaları mutlaka izmir, ankara, konya gibi şehirlerde varedilmelidir. Yaşayan kopyadan kastım disaster merkezi değil; Örneğin iç anadolu bölgesindeki X bankasının tüm transactionı konyadaki merkeze akar ve buradan yönetilir, konya merkez, datasını istanbul merkez ile senkronize eder. İstanbula bişi olsa bile en azından iç anadolu kendi kendini çevirir.
2. Bu kopya merkezlerde kalifiye elemanlar istihdam edilmeli, hatta oralarda çalışmaya teşvik edilmelidir.
3. İstanbuldaki insan sayısı çok acil azaltılmalıdır, öncelikle yeni insanların gelmesi engellenmeli, ardından varolanların anadolunun başka şehirlerine gitmeleri teşvik edilmelidir.
4. Teknolojik alandaki knowhow (ne demekse a.q.) diğer şehirlere de yayılmalıdır.

Belki bunları yapabilirsek bir şansımız olabilir, aksi taktirde işimiz zor!

Hadi biraz düşün bunun üzerinde.

17 Kasım 2014 Pazartesi

Dayak yemek hoşuna mı gidiyor arkadaş?

Volkan baba küfür edildi diye maçı terkediyor kankası emre ile beraber. Arabaya biniyorlar haliyle basın orada, adamlar bir türlü hareket edemiyor çünkü basın yolu kapatmış. Güvenlik görevlileri yolu açmaya çalışıyor vs. Bu noktada şunu söylemek istiyorum; Birader resim çektin, görüntü aldın bi siktir git dimi. Ama yok, arabanın önüne atlamalar, sürekli çekmeler. Neyse asıl civcivli -ki benimde değinmek istediğim- kısım bundan sonra başlıyor. Özel güvenlik elemanları basına saldırıyor, itiyor, vuruyor, dövüyor...
Şimdi;
Bu arkadaşlar polis değil, jandarma değil, mit hiç değil. Kısacası kolluk kuvveti değil. Bu adamlar senin korkundan yada karşılık vermemenden güç alıyorlar. Adam orda meslektaşını dövüyor, sen görüntü alıyorsun, fotoğraf çekiyorsun. Basın mensubu sayısı onların en az 3 katı. Bırak a.q. kameranı yan tarafa, dal heriflere, sok mikrofonu götüne. Sen bunu yapmadıkça bu adamlar seni dövmeye devam edecek.
Durum her yerde aynı;
Geçen hafta köylüleri döve döve zeytin ağaçlarını kestiler. Yine özel güvenlik görevlisi ibneler yaptı. Be heyy köylü kardeşim; zaten davanda sonuna kadar haklısın, neden bütün köy dalmıyonuz bu ibnelere, komşu köylerdende akrabaları yardıma çağır, dövdürme arkadaşım kendini. Sen böyle saf temiz oldukça daha çok döverler seni. Maalesef ideal bir dünyada yaşamıyoruz, bazen anarşi hak arama yöntemi olarak kullanılabiliyor, bazen sadece kendini ezdirmemek adına bile anarşiye başvurabilirsin, yapma gözünü seveyim. Bir daha söylüyorum; Bu arkadaşlar polis değil, jandarma değil, mit hiç değil. Kısacası kolluk kuvveti değil, bu arkadaşlar sokakta gördüğün herhangi biri. Kanunen senden bir üstünlüğü yok, ağzını burnunu kırabilirsin.
İsmet İnönü 'nün sözünü hatırla: "Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur."
Haydi kal sağlıcakla.